• Register

Hakimin Reddi Sebepleri - 1

Olay 1:

Yağma suçundan sanık S hakkında İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmekte olan dava sırasında, suçtan zarar gören Z, davaya katılan olarak kabulünü talep eder. Katılma talebi kabul edildikten iki ay sonra, Z’nin kızı K’nin mahkeme heyeti üyelerinden H’nin oğlu O ile samimi fotoğrafları magazin basınında yer alır. Bunun üzerine sanık müdafii M, bir dilekçe ile mahkemeye başvurarak, H’nin artık tarafsız olamayacağını ifade eder ve heyetten çekilmesini talep eder. H olmaksızın toplanan mahkemenin diğer iki üyesi M’nin talebini tartışır. Üyelerden birisi H’nin tarafsızlığının şüpheye düştüğü kanaatine ulaşır. Ancak diğer üye bu görüşü paylaşmaz ve talebin reddine karar verilir. Verilen kararın hukuka aykırı olduğunu düşünen M, mahkemeye yeni bir dilekçe vererek ilk dilekçesindeki hususları ve verilen kararın neden hatalı olduğunu anlatsa da mahkeme daha önce verdiği kararı hatırlatarak talebi geri çevirir.

Sorular:

1.       M tarafından ileri sürülen iddia ne anlama gelmektedir? Bu iddianın ileri sürülmesinde uyulması gereken şekil şartları nelerdir. Açıklayınız.

2.       M’nin iddiasının hukuka uygun olup olmadığını tartışınız.

3.       Mahkeme tarafından verilen karar usul ve esas bakımından yerinde midir? Neden? Cevabınız olumsuzsa bu işlemin hukuki akıbetini tartışınız.

4.       M’nin bu karara karşı başvurduğu yol yerinde midir? Siz olayda M’nin yerinde olsaydınız nasıl hareket ederdiniz?

5.       H’nin tarafsız olamayacağı düşüncesi, M değil de mahkeme başkanı ileri sürseydi nasıl hareket etmek gerekirdi?

Cevaplar:

1.       Bu bir hakimin reddi talebidir. Hakimin reddi talebi hakimin yasaklığı sebepleri ve tarafsızlığı şüpheye düşüren sebeplerle yapılabilir. Burada yasaklılık hali olmadığı için, tarafsızlığı şüpheye düşüren sebeple hakimin reddinin söz konusu olduğu söylenebilir.

Talebi Cumhuriyet Savcısı, sanık ve müdafii, şüpheli veya vekili, katılan veya vekili yapabilir. Bu talep yazılı veya sözlü olarak duruşma sırasında tutanağa geçirtilerek yapılabilir. Bu talep reddedilen hakimin görev yaptığı mahkemeye yapılır. Talep içerisinde, ret talebi ve reddi makul gösteren olgular gösterilmelidir. Duruşmalı işlerde ret talebi sanığın sorgusundan önce, bölge adliye mahkemelerinde ve Yargıtay’da tetkik hakiminin raporundan önce ileri sürülmelidir. Sonradan ortaya çıkan hallerde öğrenme tarihinden itibaren 7 gün içerisinde hakimin görev yaptığı mahkemeye bildirilmelidir.

2.       İnceleme yaparken, objektif bir gözlemcinin hakimin tarafsız yargılama yapacağı konusunda şüpheye düşeceği anlaşılıyorsa talebin yerinde olduğu anlaşılır. Objektif gözlemcinin görüşü yeterli değilse bile, yargılama taraflarından birisinin tarafsızlık beklentisinin sübjektif olarak şüpheye düşmüş olması halinde dahi hakimin reddi talebi hukuka uygun olacaktır.

3.       Hakimin reddi konusunda, hakimin görev yaptığı mahkeme karar verir. Ancak bu muhakemeye reddi istenen hakim katılamaz. Ancak bu hakim katılmadan, mahkeme toplanamıyorsa bu mahkeme kararı veremeyecektir. Mahkeme teşekkül etmiş olsaydı dahi, toplu görev yapan mahkemelerde karar çoğunluk oyuyla verilir. Olayda çoğunluk oluşmadığı için karar usul yönünden hukuka uygun değildir.

Ağır Ceza Mahkemesi hakimi reddedildiğinde mahkeme teşekkül edemiyorsa bir sonraki daire, bir sonraki daire yoksa en yakın ağır ceza mahkemesi karar verir. Asliye ceza mahkemesi reddedildiğinde en yakın ağır ceza mahkemesi verir.

Reddin reddine ilişkin karar, bir mahkeme teşekkül etmeyen iki hakim tarafından verildiği için yok hükmündedir.

4.       Ret isteminin kabulüne ilişkin kararlar kesindir. Reddin reddine ilişkin kararlar itiraz yoluna gidilebilir. Mahkeme bu başvuruyu itiraz olarak nitelendirip, itirazı inceleyecek olan merciiye yönlendirmelidir. Bir önceki kararın yok hükmünde olduğunu söylediğimiz için, itiraz mercii reddin reddine ilişkin kararın yok olduğunu tespit eder. Aynı zamanda itiraz mercii, ret kararını da incelemeye yetkili olduğu için ret istemine ilişkin yeni bir karar tesis edecektir.

5.       Talebi Cumhuriyet Savcısı, sanık ve müdafii, şüpheli veya vekili, katılan veya vekili yapabilir. Hakim burada sayılmadığı için kendisi talepte bulunamayacaktır. Tek yapabileceği, bu konuda Cumhuriyet Savcısını uyarmaktır.

Olay 2:

İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmekte olan dava sırasında sanık müdafii M, mahkeme başkanı B’nin yargılamadan iki yıl önce yazdığı ve yayınladığı, aralarında sanıkların da bulunduğu bir ticari sektöre ilişkin yüksek lisans tezinde ileri sürdüğü görüşlerinden ötürü dava bakamayacağını ileri sürer. Aynı zamanda mahkemenin diğer üyelerinin ise başkanın tesiri ile tarafsızlıklarını yitirdiklerini ileri sürerek davaya bakamayacaklarını ileri sürer. Mahkeme heyeti talebi duruşmayı uzatmaya yönelik olduğu gerekçesi ile reddeder. M’nin karara karşı kanun yoluna başvurması üzerine incelemeyi yapan mercii, talebin kabulüne karar verir ve yargılamayı bizzat yapmaya karar verir.

Sorular:

1.       M tarafından ileri sürülen husus, hakimin davaya bakmasına engel midir?

2.       M’nin ret kararına karşı yaptığı başvuruyu inceleyen merciin kararı hukuka uygun mudur?

Cevaplar:

1.       Hakimin yargılama öncesi tavır ve sözleri, hakimin tarafsızlığını düşüren bir sebep olarak yargılamada ileri sürülebilir. Ancak hakimin bu görüşleri, sanıkların ve şüphelilerin şahsına ilişkin sübjektif değer yargıları içermelidir. Bir yüksek lisans tezindeki bilimsel tespitler, sektöre ilişkin objektif yargılar ise hakimin tarafsızlığını şüpheye düşürmez.

Hakimin mahkeme başkanı olarak diğer hakimlerin tarafsızlığını şüpheye düşürdüğü ancak somut olgu ve delillerle ispat edilerek ileri sürülebilecektir.

2.       Talebin duruşmayı uzatmak amacıyla yaptığı anlaşılıyorsa, talep inceleme yapılmadan reddedilebilir. Bu kararlar dahi itiraz kanun yoluna tabidir. İtiraz mercii bu kararı kaldırır ve verilmesi gereken kararı verir. Bu durumda mahkeme tamamen ortadan kalktığı için dosyaya bakmakla görevli mahkemeyi de tespit etmek durumundadır. Ancak, bu dosyaya bakacak mahkeme, mümkün olduğunca kararı veren mahkemenin kendisi olmamalıdır. Aksi halde, hakimin reddi talebinin reddine ilişkin kararın kaldırılması kararını, kaldıran merciin davayı kendi üzerine almak için verdiği konusunda şüphe oluşur.

 Olay 3:

İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülmekte olan bir dava sırasında sanığın sözlerine sinirlenen mahkeme hakimi, sanığa “Memleketi sizin gibi dağdan inmeler bu hale getirdi, geldiğiniz dağa geri çıkın” der. Bunun üzerine müdafii M, hakimin davaya bakamayacağını ileri sürer. Ancak mahkeme hakimi sanığın sorgusuna devam eder. Sorgu sonrası mevcut bulunan tanıkları da dinledikten sonra oturuma ara verir. Oturuma verilen ara sırasında iddiayı inceleyen mercii, talebi kabul eder ve yargılamanın bir başka hakimle devam etmesine karar verir. Dosya kendisine gelen hakim, diğer hakimin kaldığı yerden işlemlere devam ederek yargılamayı sonlandırır.

Sorular:

1.       M tarafından ileri sürülen iddia yerinde midir?

2.       Dosya kendisine gelen hakimin yargılamaya diğer hakimin kaldığı yerden devam etmesi hukuka uygun mudur?

Cevaplar:

1.       Hakimin yargılama bitmeden, vereceği karara ilişkin kısmi de olsa ifadelerde bulunması ret sebebidir. Ara kararlarda yazılan ahlaki nitelendirmeler tarafsızlığın şüpheye düştüğü sonucunu oluşturur. Aynı şekilde taraflarda birine yönelik nefret söylemi sayılabilecek bir söz, kesinlikle hakimin objektifliğini şüpheye düşürecektir. Bu sebeplerle M tarafından ileri sürülen iddia yerindedir.

2.       29. Maddeye göre reddi istenen hakim ancak gecikmesinde sakınca bulunan işlemleri yapabilir. Eğer hakim oturum sırasında reddedilirse, bu konuda karar verebilmek için ara verilmesi gerekiyorsa bile ara verilmez. Ancak duruşmada tarafların dinlenilmesine ve delillerin tartışılmasına geçilemez.

Yapılan inceleme sonucunda hakimin reddi talebinin kabulüne karar verilirse, gecikmesinde sakınca bulunan hal sebebiyle yapılmış işlemler dışında duruşmaya yeniden başlanır.

Bu sebeple dosya kendisine gelen hakimin yargılamaya diğer hakimin kaldığı yerden devam etmesi hukuka uygun değildir.

Olay 4:

Sanık C hakkında cinsel saldırı suçunu işlediği iddiasıyla soruşturma başlatılır. Cumhuriyet Savcısı soruşturma sırasından sanığın tutuklanmasını talep eder ve hakim H, sanığın tutuklanmasına karar verir. Soruşturma süreci sonunda açılan kamu davasında H, davayı görecek olan Ağır Ceza Mahkemesi’nde görevlendirilir. Sanık C, H’nin tutuklama kararında kendisi ve olayla ilgili düşüncesini açıkladığı gerekçesiyle davaya bakamaması gerektiği düşüncesindedir.

Sorular:

1.       Sanık C’nin düşüncesini olan ve olması gereken hukuk bakımından değerlendiriniz.

Cevaplar:

1.       Aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hakim, kovuşturma evresinde görev yapamaz. Hakimin verdiği karar esasa yönelik görüş açıklaması anlamına gelmiyorsa, hakim kovuşturma evresinde de görev yapabilmelidir. Ancak CMK Yürürlük Kanunu’nun 11. Maddesi, bu hükmün ancak hakimin 163. Maddeye göre soruşturmayı gerçekleştirmesi durumunda uygulanabileceğini söylemektedir. 163. Maddeye göre, suçüstü hali ve gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, Cumhuriyet Savcısına erişilemiyorsa veya olay genişliği sebebiyle Cumhuriyet Savcısının iş gücünü aşıyorsa sulh ceza hakimi bütün soruşturma işlemlerini yapabilir. Eğer hakim, savcının yerine geçerek bütün soruşturma işlemlerini gerçekleştirmişse kovuşturma aşamasında görev yapamayacaktır. Bunun haricindeki hallerde, örneğin soruşturma aşamasında tutuklama kararı vermiş olan hakim kovuşturma aşamasında da görev yapabilecektir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, hakimin daha önce yargılamanın herhangi bir aşamasında davaya ilişkin bir görev almış olması halinde hakim tarafsızlığına şüphe düşüren bir hal olduğu görüşündedir.

Olay 5:

Hakim H, bir gece evine giderken trafik ışıklarında bir aracın yayaya çarptığını görür. Polisi arayarak yardım ister ve yaralanan yayanın hastaneye kaldırılmasını sağlar. Olaydan bir süre sonra, aracın sürücüsü hakkında açılan dava, hakimin görev yaptığı mahkemede görülmeye başlar. Hem yaralanan yaya Y ve şoför Ş yeşil ışığın kendisine yandığına ilişkin beyanda bulunur. Mahkeme başkanı olay sırasında orada olduğunu ifade ederek, Ş’nin mahkumiyetine karar verir.

Sorular:

1.       H tarafından verilen karar hukuka uygun mudur? Cevabınız olumsuzsa H’nin nasıl hareket etmesi gerekirdi?

Cevaplar:

1.       Hakimlik aynı davada tanık olarak dinlenmişse, görev yasaklarından birisi söz konusudur ve hakim görev yapamaz. Tanıklık görevi ile hakimlik görevi aynı kişide birleşiyorsa, hakim tanıklık görevini yerine getirir. Çünkü hakimin yerine hakim bulmak mümkündür ama tanığın yerine yeni bir tanık bulmak mümkün değildir. Hakimin görevi sebebiyle kovuşturma sırasında edindiği izlenimler tanıklık sayılmaz ve bu nedenle hakim reddedilemez.

Hakimin, hakimlik yapmasını engellemek amacıyla tanık olarak gösterilmesi durumunda, hakim tanıklık yapması istenen konuda bir şey bilmediğini söyleyerek bu talebi reddedebilir. 

Ceza Muhakemesi Hukuku - Görev, Yetki

Olay 1:

İstanbul’dan Atina’ya gitmekte olan yolcu vapurundaki yolculardan A, eşi B’nin bayıltılarak cinsel saldırıya uğradığı iddiasıyla kaptan K’ya başvurur. Kaptan bunun üzerine gemiyi İzmir limanına yanaştırarak İzmir Cumhuriyet Savcılığı’na ihbarda bulunur.

Cumhuriyet Savcısı yaptığı inceleme sonucunda fiilin yolculardan C tarafından gerçekleştirildiğini, B’yi bayıltmak için kullanılan uyuşturucu maddenin ise tayfa T tarafından temin edildiği sonucuna ulaşır. T ifadesinde, uyuşturucu maddeyi Samsun’da 16 yaşındaki U adlı kişiden aldığını, C’nin bunu cinsel saldırı amacıyla kullanacağı hususunda ise bilgisi olmadığını söyler.

İzmir Cumhuriyet Savcısı araştırma ve değerlendirmeleri sonucunda, işlenen suçun yer itibariyle kendi yetkisine girmediği gerekçesiyle dosyayı İstanbul Cumhuriyet Savcılığına gönderir. Dosya kendisine gelen İstanbul Cumhuriyet Savcılığı soruşturmayı tamamlayarak, C hakkında cinsel saldırı iddiasıyla iddianame düzenler. İddianameyi kabul eden İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, işlendiği iddia edilen suçun kendi yetki alanına girmediği gerekçesiyle, dosyayı İzmir Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderir. Ancak İzmir Ağır Ceza Mahkemesi de suçun İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin yetki alanına girdiği sonucuna ulaşır. Uyuşmazlığı çözen mercii, İstanbul mahkemelerinin yetkili olduğuna karar verir.

Bu zaman aralığında T ve U hakkında da incelemelerini tamamlayan İstanbul Cumhuriyet Savcılığı dosyayı yetkili gördüğü T Samsun Cumhuriyet Savcılığına gönderir. Samsun Cumhuriyet Savcılığı tarafından Samsun Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davanın ilk oturumunda, mahkeme bu davanın da cinsel saldırı davası ile görülmesi gerektiği düşüncesiyle dosyayı İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine gönderir. Ancak İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi bu düşünceye katılmayarak dosyayı tekrar mahkemesine iade eder.

Cinsel saldırı davası sürmekteyken, İzmir yayın merkezli bir gazetenin İstanbul baskısında B hakkında bir haber yayımlanır. Haberde B’nin kocasını sürekli olarak aldattığı, son kurbanın C olduğu, ancak yakalanınca tecavüze uğradığını iddia ettiği ileri sürülür. Bunun üzerine B ve A, tatilde bulundukları Roma’da Türk Büyükelçiliği’ne başvurarak haberle ilgili şikayetlerini bildirirler.

Sorular:

1.       A tarafından kaptan K’ya yapılan başvurunun ve kaptan K’nın İzmir Cumhuriyet Savcılığına yaptığı başvurunun hukuksal niteliklerini tespit ediniz. İşlendiği iddia edilen suç tehdit olsaydı, vereceğiniz cevaplar değişir miydi? Neden?

2.       İzmir Cumhuriyet Savcılığının suçun yer itibariyle kendi yetkisine girmediği şeklindeki gerekçesi ve gönderme işlemini, savcılık teşkilatının yapısını da dikkate alarak değerlendiriniz. Dosya kendisine gelen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı da yer bakımından yetkisiz olduğu sonucuna ulaşsaydı nasıl hareket etmesi gerekirdi?

3.       İzmir Ağır Ceza Mahkemesi ile İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi arasında çıkan uyuşmazlığın hukuki niteliği nedir? Bu uyuşmazlık nasıl ve hangi mercii tarafından çözülür?

4.       Olaydaki yer yönünden yetkili mahkeme hangi mahkemedir?

5.       U ve T hakkında açılan davanın Samsun Ağır Ceza Mahkemesinde görülmesi hukuka uygun mudur? Açıklayınız.

6.       Samsun Ağır Ceza Mahkemesinin U ve T hakkında açılan davanın da İstanbul’da görülmesi gerektiği düşüncesi ne anlama gelmektedir? Bu gönderme işlemi hukuka uygun mudur? İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin davaya bakmak istememesi karşısında nasıl hareket edilmesi gerekmektedir?

7.       B’nin Büyükelçiliğe yaptığı başvurunun hukuksal niteliği nedir? Söz konusu haber nedeniyle açılacak davada yetkili mahkemeyi tespit ediniz.

Cevaplar:

1.       Savcılığa yapılan bildirim suçun şikayete bağlı veya resen soruşturulan bir suç olmasına göre farklı isimler alır. Eğer takibi şikayete bağlı ise yapılan bildirim şikayet, takibi şikayete bağlı değilse ihbar adını alır.

 

Şikayet, ancak suçtan zarar gören tarafından, mahkemeye, savcılığa, kolluğa, sulh yargıcına, bu kanuni mercilere tevdi edilmek üzere vali, kaymakam ve bucak müdürlerine yapılabilir. Takibi şikayete bağlı suçlarda şikayet bir dava koşuludur. Fiilin ve failin öğrenilmesinden itibaren 6 ay içinde bu hak kullanılmalıdır. Aksi halde şikayet hakkı düşer.

 

Olayda cinsel saldırı suçunun nitelikli hali vardır. Bu resen kovuşturulan bir suçtur. Bu sebeple bildirim yapan herkes ihbarda bulunmuş olur. Ortada teknik manada bir şikayet söz konusu değildir. Bu sebeple kaptana yapılan bildirimin ceza muhakemesi açısından bir hükmü yoktur. Kaptanın savcılığa bildirimi ise ihbar niteliğindedir.

Eğer ki, isnat edilen suç tehdit suçunun basit hali olsaydı, takibi şikayete bağlı bir suç olduğu için bu hususun soruşturulması şikayete tabi olacaktı. Bu halde, hem bildirimin yapıldığı yer hem de bildirimi yapan kişi bakımından kanunda öngörülen şartları aramamız gerekecekti. Buna göre C’nin eşi suçtan zarar gören olmadığı için bu şikayet bildiriminde bulunmaya yetkili değildir. Kaldı ki, kaptan da 158. Maddede belirtilmiş olan şikayeti kabule yetkili makamlardan değildir. Bu sebeple, C’nin eşinin yaptığı bildirim şikayet değildir. Kaptan da bildirimi yaptığı mercii şikayeti kabule yetkili makamlardan olsa da kendisi suçtan zarar gören olmadığı için, yine bir şikayetten söz edemeyecektik.

2.       Savcılığın kendisine yapılan bir suç ihbarı sonucunda öğrendiği suç şüphesini soruşturma konusunda bir takdir yetkisine sahip değildir. Savcılık kendisine yapılan başvuruyu her ihtimalde kabul etmek ve yetkisiz olduğunu düşünüyorsa yetkisizlik kararı vererek dosyayı göndermek zorundadır. Nasıl ki, mahkeme iddianameyi kabul etmeden görevsiz veya yetkisiz olduğuna dair karar veremiyorsa, savcı da soruşturmaya başlamadan bunu yapamaz.

 

Savcılık soruşturmaya başlar ve yetkisiz olduğunu anlarsa yetkisizliği konusunda karar verip dosyayı ilgili savcılığa gönderir. Soruşturmaya başlama ve yetkisizlik kararı aynı anda dahi olabilir. Ancak her ihtimalde, soruşturma defterine başvuru kaydedilir.

 

Savcı, kendi yetki alanı içinde yapılması gereken soruşturma işlemlerini tamamlar, kendi görüş yazısını da dosyaya ekler ve dosyayı ilgili savcılık makamına gönderir.

 

Dosyanın gönderildiği savcılık makamı da yetkisiz olduğunu düşünürse bir olumsuz yetki uyuşmazlığı çıkar. Bu halde son yetkisizlik kararı veren savcılığın nezdinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesi yetkisizlik uyuşmazlığı hakkında karar verir. Bu karar kesindir. Ancak hükümle birlikte bu karar hakkında da kanun yoluna gidilebilir.

 

Olayda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının nezdinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesi yetki uyuşmazlığını çözümleyecektir.

 

3.       Burada olumsuz yetki uyuşmazlığı vardır. Mahkemeler arasında çıkan yetki uyuşmazlıklarını ortak yüksek görevli mahkeme çözümler.

 

Olayda ortak yüksek görevli mahkeme Yargıtay olduğu için, uyuşmazlığı Yargıtay’ın ilgili 5. Ceza dairesi çözümleyecektir.

 

4.       Suç, Türk bayrağını taşıma yetkisine sahip olan bir gemide veya böyle bir taşıt Türkiye dışında iken işlenmişse, geminin ilk uğradığı Türk limanında veya bağlama limanında bulunan mahkeme yetkilidir.

 

Burada seçimlik bir yetki vardır. Seçimlik yetki halinde bu yer mahkemelerinden birinde dava açıldığında diğer seçimlik yetkili mahkemeler kendiliğinden yetkisiz hale gelir.

 

Olayda geminin ilk uğradığı Türk limanı ve bağlama limanı mahkemeleri sırasıyla, İzmir ve geminin seferlerinin yönetildiği yer mahkemesidir. İzmir’de dava açıldığı için diğer seçimlik yerlerin yetkisi ortadan kalkacaktır.

 

5.       U, 16 yaşındadır. Dolayısıyla Samsun Çocuk Mahkemesi veya Samsun Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi görevli olacaktır. Çocuklar ve yetişkinlerin iştirak halinde işlediği suçlarda davaların bağlantı sebebiyle birleştirilerek genel yetkili mahkemede görülmesi, çocuk mahkemesi ve genel yetkili mahkemenin bu konuda uyuşmasına bağlıdır. Her halde genel yetkili mahkeme, çocuk sanığın davasında çocuk mahkemesinde uygulanacak muhakeme kurallarına uygun hareket etmek zorundadır. Dolayısıyla, U ve T’nin Samsun Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanması hukuka aykırıdır.

 

6.       Mahkeme, iki davanın bağlantılı olduğunu düşündüğü için dosyayı diğer mahkemeye göndermektedir. Bağlantı, dar veya geniş bağlantı olabilir. Dar bağlantı, objektif veya sübjektif bağlantı olabilir. Objektif dar bağlantı fiil sebebiyle, sübjektif dar bağlantı fail sebebiyle bağlantıdır. Ancak objektif dar bağlantı olabilmesi için birden fazla kişinin bir suçu işlemelidir.

 

Olaydaki verilere bakıldığında, uyuşturucu maddenin sağlanması cinsel saldırıya yardım etme olarak anlaşılamaz. Çünkü uyuşturucu maddeyi sağlayan, C’nin cinsel saldırı suçunu işleyeceğini bilmemektedir. Bu sebeple bağlantı yoktur.

 

Birleşmenin olabilmesi için mahkemelerin bu konuda uyuşması gerekir.

 

Samsun’daki mahkemenin davayı göndermesi hukuka aykırıdır. Bu sebeple olayda İstanbul mahkemesinin birleştirmeyi reddetmesi hukuka uygundur. Bu konuda uyuşulmazsa, cumhuriyet savcısı veya sanığın istemi üzerine ortak yüksek görevli mahkeme birleştirmeye gerek olup olmadığına ve gerek varsa hangi mahkemede birleştirileceğine karar verir.

 

7.       Suç, hakaret suçudur. Hakaret suçu takibi şikayete bağlı bir suçtur. Bu bakımdan konsolosluğa yapılan bildirim ancak şikayet niteliğinde olabilir. Şikayetin yapılabileceği merciler kanunda sayılmıştır. Şikayet cumhuriyet savcısı veya kolluğa yapılır. Ancak bunlara gönderilmek üzere valilik, kaymakamlık veya mahkemelere de yapılabilir. Eğer suç yurtdışında işlenmiş ise, bu durumda yurtdışında bulunan büyükelçilik ve konsolosluklara da şikayet başvurusunda bulunulabilir.

 

Eğer bir kamu görevlisi görevinden ötürü bir suç işlemişse bu durumda bağlı bulunduğu kuruma da şikayet başvurusunda bulunulabilir. Bu durumun derhal cumhuriyet savcılığına bildirilmesi gerekir.

 

Olayda yurtiçinde işlenen bir suç, yurtdışındaki bir temsilciliğe başvuru yapılmıştır. Bu yüzden, yapılan bildirimin şikayet vasfı yoktur. Eğer bu aşamada da sorun olmasaydı, şikayeti yapan kişinin kimliği incelenirdi. Şikayete yetkili kişi, suçtan zarar gören ve suçun mağdurudur.

 

12. maddenin 3. Fıkrası gereğince, seçimlik yetki vardır. Suçun işlendiği yer mahkemesi genel yetkili mahkemedir. Basılı veya görsel eserlerle işlenmiş olan suçlarda, yetki eserin yayın merkezidir. Eserin birden fazla baskısı varsa ve merkez dışındaki baskıda suç işlenmiş ise, baskının gerçekleştirildiği yer mahkemeleri de yetkilidir.

 

Hakaret suçu için, mağdurun yerleşim yerinde bu eser dağıtılmış veya işitilmişse veya mağdur yetkili yerler dışında hükümlü veya tutuklu ise, tutulduğu yer mahkemesi de yetkilidir.

 

 

 

 Olay 2:

İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, bir ilçe belediyesi tarafından yapılan ihalelerde yolsuzluk olduğu yönünde kendisine ulaşan ihbarlar üzerine, ilçe belediye başkanı ve belediyeden ihale alan şirket yöneticilerini takibe alır.

Yapılan araştırmalar sonucunda, belediyede çalışan görevliler A ve B, belediye başkanı C, ihale alan şirket yöneticileri D ve E ile çete lideri olarak bilinen F ve adamları hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, ihaleye fesat karıştırmak, rüşvet suçlamaları ile Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. Maddesi kapsamında görevlendirilen1 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılır.

Duruşmaya başladıktan sonra, çete liderinin işlendiği iddia edilen suçlarla bir bağlantısının olmadığı anlaşılır. Bunun üzerine mahkeme, F ve adamları hakkında dava ile A, B, C, D ve E hakkındaki davaları ayırarak, A, B, C, D ve E hakkındaki davayı ayrı bir dosyada görmeye başlar.

Sanıkların müdafilerinin görevli mahkemenin genel görevli ağır ceza mahkemeleri olduğu yönündeki iddiaları da kabul görmez. Bu ret kararına karşı yasal yollara başvuran müdafiler dosyanın genel görevli ağır ceza mahkemesinde görülmesini sağlarlar.

Dosya kendisine gelen genel görevli mahkeme niteliğindeki İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi ise sanıklar A ve B’ye yöneltilen suçlamaların rüşvet değil, görevi kötüye kullanma olduğu sonucuna ulaşır ve bu sanıklar bakımından ayırma kararı vererek, dosyayı İstanbul Asliye Ceza Mahkemesine gönderir. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi ise bu göndermenin hukuka aykırı olduğunu düşünse de, bu konuda herhangi bir yasal imkan bulamaz.

Sorular:

1.       Müdafiler tarafından ileri sürülen Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. Maddesi kapsamında görevlendirilen İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin görevsiz olduğu iddiası yerinde midir? Taleplerinin reddedilmesi karşısında müdafiler nasıl hareket edebilirler?

2.       Genel görevli mahkeme olan İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin A ve B bakımından dosyayı Asliye Ceza Mahkemesine göndermesi hukuka uygun mudur?

3.       Asliye Ceza Mahkemesi hakiminin başvurabileceği yasal bir yol var mıdır?

4.       Asliye Ceza Mahkemesi hakimi tarafından yapılması gereken başka bir işlem var mıdır?

Cevaplar:

1.       Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. Maddesi kapsamında görevli mahkemenin görev alanına giren suçlar maddede sayılmıştır. Olayda sanıklar hakkında, suç işleme amacıyla örgüt kurma, ihaleye fesat karıştırma ve rüşvet suçlarından dava açılmıştır. İhaleye fesat karıştırma suçu da örgüt faaliyeti içinde işlenebilir. Dolayısıyla dava açılırken bu mahkemenin görevli olduğu konusunda kuşku yoktur.

 

Dava görülürken suçun bu kapsamda olmadığı dava görülürken fark edilmiştir. Bu mahkemeler yargılamanın hangi aşamasında olduğunu fark ederse etsin, görevsiz olduğuna karar vermelidir diyen bir görüş vardır. Bu görüş, 6. Maddenin uygulanmayacağına ilişkin bir düzenlemenin TMK’ya alınmamış olmasına dayanmaktadır.

Serdar Talas Hocamın da katıldığı görüş, bu mahkemelerin görev ayrımının işbölümü değil görev ayrımı olduğu, bu sebeple görevsizlik tespit edildiği anda, her aşamada görevsizlik kararı verilmesi gerektiğidir.

 

2.       Görevin ilk istisnası, kazayla görevli hale gelmedir. Bir mahkemeye iddianame sunulduğunda, mahkeme görevsiz olduğunu düşünüyorsa dosyayı görevli mahkemeye gönderir. Ancak iddianame bir mahkemeye sunulmuş ve mahkeme bu iddianameyi kabul etmiş, ancak duruşmaya başladıktan sonra suçun aslında daha alt derecede bir mahkemede yargılamayı gerektiren nitelikte olduğunu fark etmişse, aşağıya yönelik görevsizlik kararı veremez. Bu üst dereceli mahkeme görevli hale gelir.

 

Olayda Ağır Ceza Mahkemesi, üst dereceli mahkeme olduğu için alt dereceli mahkeme olan Asliye Ceza Mahkemesine dosyayı gönderemeyecektir.

 

3.       Asliye Ceza Mahkemesi de görevsizlik kararı vererek olumsuz görev uyuşmazlığı ortaya çıkartabilir.

 

Görev uyuşmazlığı çıktığında, uyuşmazlığı ortak yüksek görevli mahkeme çözer ve görevli mahkemeyi belirler. Bu aynı yargı sistemi içinde yer alan mahkemeler arasındaki uyuşmazlıklar içindir.

Asliye Ceza Mahkemesi görevsiz olsaydı dahi, kendisine gelen dosyada duruşma aşamasına geçilmişse, aşağıya yönelik görevsizlik kararı verilemez.

4.       4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkındaki Kanun, bu kanun kapsamındaki kişilerin görevleri nedeniyle işledikleri suçlardan yargılanabilmeleri için izin sistemini benimsemiştir. İzin verilmesi bir yargılama şartıdır. Burada izin verecek mercii, kamu davası açılmasında kamu yararının olup olmadığını denetler. Bu bir idari işlemdir. İzin verilmemesi halinde Danıştay bu kararı resen denetler. İzin alınmadan kovuşturma aşamasına geçilemez. Kovuşturma aşamasına geçildikten sonra bu husus fark edilirse mahkeme durma kararı verip izin şartının gerçekleşmesini bekler. Rüşvetle Mücadele Kanunu’nda sayılan bazı bazı suçlarda bu hükümler uygulanmaz. Zimmet de bu suçlardan birisidir ve genel hükümlere tabi olarak yargılaması yapılır. Kamu görevlisi 4483 sayılı kanuna değil de başka bir kanuna tabi ise, bu istisna da geçerli değildir. Her suç için izin gerekir.

1Görev ve yargı çevresinin belirlenmesi, soruşturma ve kovuşturma usulü

MADDE 10 – (1) Bu Kanun kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayabilecek şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür. Bu mahkemelerin başkan ve üyeleri adli yargı adalet komisyonunca, bu mahkemelerden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez.

(4) Türk Ceza Kanununda yer alan;

a)        Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu ve uyarıcı madde imal ve ticareti suçu veya suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklama suçu,

b)        Haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlar,

c)        İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332’nci maddeler hariç),

Dolayısıyla açılan davalar, birinci fıkra hükmüne göre görevlendirilen mahkemelerde görülür. Üçüncü fıkranın (d), (e), (f) ve (h) bentleri hariç olmak üzere, bu madde hükümleri, bu suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda da uygulanır.

 

Ders Notları Hakkında

Bu sitede gösterilen yazıların ve resimlerin tüm hakları Ahmet Necip Arslan'a aittir. Ders notları haricinde hiçbir materyal izinsiz kopyalanamaz, çoğaltılamaz. Ders notlarının ticari amaçlarla kopyalanması, para veya muadili menfaat karşılığında dağıtılması yasaktır. Bu site yöneticileri notlarda bulunabilecek hatalı veya güncel olmayan bilgilerden dolayı sorumlu tutulamaz. Bu site bir hukuk servisi değildir.

Seyahat Yazıları Hakkında

Bu sitede yazılan seyahat yazıları Ahmet Necip Arslan'ın kendi seyahatlerini anlattığı yazılardır. Yazılar yazılırken gerçeğe mümkün olduğu ölçüde sadık kalınmaya çalışılmıştır. Ancak bazı isimler değiştirilmiş olabilir. Yazıların izin alınmadan başka platformlarda kullanılması veya yazılı basın yoluyla çoğaltılıp, maddi menfaat karşılığında dağıtılması yasaktır. 

Websiteleri